Durumunuzu Seçiniz.
>

Dünya Sağlık Örgütü'nün literatüründe şişmanlık, vücutta fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan ve kesinlikle tedavi edilmesi gereken bir sağlık sorunu olarak adlandırılmaktadır. Bu duruma göre gerçek ağırlık kaybı vücuttaki yağ kütlesinin azalması ile mümkün olur. Öte yandan vücutta en çok bulunan fakat çok az bir oranının kaybı bile metabolizmada önemli sorunlar açan su kaybı çok tehlikelidir. Kas kütlesinin kaybı da olumsuzluklara yol açabilmektedir. Kas ve su kitlesindeki kayıplar hem sağlık açısından risklidir, hem de kalıcı ağırlık kaybına neden olmamaktadır. Dengeli diyetlerde yağ kaybı olurken, çok düşük oranlarda karbonhidrat içeren diyetlerde su ve açlık durumunda da kas kaybı olmaktadır. Günümüzde rövanşta olan Karatay diyeti ile ağırlık kaybının hızlı olması öncelikle su, sonrasında kas kitlesindeki kayıplar ile ilişkilidir. Çünkü protein ağırlıklı bir diyettir ve karbonhidrat içeriği yok denecek kadar düşüktür. Bu şekilde fazla protein alımıyla vücutta ciddi sorunlar oluşabilmekte ve asit baz dengesi bozulmaktadır. Protein alımının yüksek olduğu bu diyet ile kan şekeri düşüşüyle birlikte tansiyon, kan kolesterol ve ürik asit değerlerinde artış görülebilir. Uzun vadede vücutta geri dönüşü pek mümkün olmayan süreçler ortaya çıkabilmekte ve kişiyi ölüme kadar götürebilir.


Neredeyse her gün medya da ve iletişim araçlarında çarpıcı zayıflama açıklamaları yapılmaktadır. Bilim, doğruların artmasıyla ilerleyebildiği gibi yanlışların azalması ile de ilerler. Günümüz insanlarının en büyük sorunlarından olan şişmanlık ve şişmanlıkla birlikte gelen hastalıklar insanların bu konudaki gelişmeleri takip etmesine neden olmaktadır. Bu göz ardı edilemeyecek ilgi karşısında medya organları da bu konuda ilgi çekeceği düşüncesiyle doğruluğunu irdelemeden çeşitli haberler yayınlamaktadır. Acaba bu verilerin ne kadarı gerçek anlamda konunun uzmanları tarafından hazırlanmaktadır.

Bu doğrultuda gündemi meşgul eden ve medyanın ilgi çekme amacına hitap eden Karatay diyetini sağlıklı olarak yorumlamak ve insanları özendirerek sağlıkları ile oynamak son derece yanlış ve bence yasal olarak suçtur. Diyetisyenler böyle bir diyeti kesinlikle onaylamazlar ve onaylayan diğer sağlık mensuplarının da biliminden şüphe edilir. Genel anlamda biz Türkler ilgili diyetisyenlerin ya da doktorların ağzından çıkan tüm sözleri hiçbir zaman için sorgulamayarak, nasihatlere kulak asmayarak yaşayan bir toplumuz. Kalp – damar hastalıklarına bitter çikolata veya kırmızı şarap faydalıymış tarzında çıkan haberleri işimize geldiğinden olacak hemen benimser, yürüyüş yapmak veya kızartmadan kaçınmak gibi yaşam tarzı değişikliklerini nefsimize ağır geldiğinden dolayı çoğu zaman kabullenmeyiz. Yani sadece işimize geleni uygularız. Ancak gün içerisinde çift yumurta ve bolca kırmızı et tüketiminde hiçbir sakınca olmadığını, diyette tahılların yeri olmadığını savunur açıklamalar yaparsa, bu durumda bu konuda en uzman diyetisyenlere de söz hakkı doğar. Diyetisyenlere göre Karatay diyeti kişiyi yetersiz ve dengesiz beslenmeye yönlendirir. Aynı zamanda Türk beslenme alışkanlıklarına da uygun bir diyet değildir. Türkler yaklaşık olarak %70 tahıla dayalı beslenmekte ve bu tahıllarında %70'ini ekmek teşkil etmektedir. Toplum olarak makarna ve mantı ile birlikte bile ekmek yemeyi tercih ederiz. Diğer yandan Türkiye ‘deki ekonomik statü düşünülürse et alım gücünün düşük olması da bu diyeti uygulamayı zorlaştırmaktadır. İnsanımız bu konuda çok hassas olduğundan dolayı kulaktan duyma ve zayıflattığını düşündüğü pamuk yutmak vs gibi inanılmaz saçma şeyler yapmaktadırlar. Yani bilimle yakından uzaktan ilgisi olmayan davranışlar sergilemekte üzerimize yok. Bu bakış açısı ile daha önceden İsveç Diyeti, Atkins Diyeti, Lahana Çorbası Diyeti gibi yaşanmış acı tecrübeleri anımsayarak Karatay diyetinin de - ne kadar Dünya Sağlık Örgütü'nün önerilerine ters düşüyor, sağlıksız ve Türk beslenme alışkanlıklarına aykırı görünüyor denilse de ülkemizde büyük ilgi görmüştür.

Bu diyeti bu kadar popüler hale getiren 3 önemli etmen vardır: En önemlisi kulaktan dolma bilgilere halkımızın çok fazla itibar etmesidir. Güzel kilo verdiriyor, hem de aç bırakmadan” gibi kulaktan kulağa dolaşan sözler sayesinde insanlar sofralarındaki en eski dostu olan ekmeği bir anda hayatlarından çıkarabildiler. Sırf 20 senede aldıkları fazla kilolardan 20 gün gibi kısa bir sürede kurtulmak gibi ütopik bir hayal uğruna…bu mucizevi gördükleri diyeti uygulayabilirler. Diğer bir etmen, diyetin protein içeriğinin yüksek olması sayesinde fazla açlık hissi yaratmamasıdır. Aynı zamanda proteinli besinlerin sindiriminin daha zor olması ve diyeti uygularken metabolizmanın daha çok çalışmaya zorlanması denebilir.
 

Karatay diyetinin içeriğine bakıldığında da diğer protein ağırlıklı diyetlerden çok da farklı olmadığı görülebilir. Bu diyeti daha etkili kılan unsur; daha önceki “kötü” örneklere nazaran daha katı kuralların olmasıdır. Ancak bu durum biz sağlık profesyonellerini daha karamsar hale getirmektedir. Böylesi yanlış bir beslenme şekli ile vücut ağırlığının hızlı kaybı; yağsız vücut kitlesinin daha çok kaybına, bazal metabolizma hızının azalmasına, kaybedilen ağırlığın korunmamasına, bazı minerallerin seviyelerinin düşmesine neden olmakta ve en kötüsü de ölümle sonuçlanabilmektedir. Bu tip diyetler sağlığa zarar vermenin ve metabolizmanın bozulmasını sağlayarak ömrü kısaltmanın yanı sıra, kişinin “ben bu işi başaramıyorum”diyerek umutsuzluğa kapılmasına neden olmaktadır. Nasıl bir diyetisyen bu konuda eğitim almadığı için ilaç yazma yetkisine sahip değilse , bir hekim de yeterli eğitim almadığı beslenme konusunda diyet yazma yetkisine sahip değildir. Para kazanmak için toplumun yanlış yönlendirilmesine hiçbir meslek grubunun sessiz kalmayacağı aşikardır.
 

Başta denildiği gibi aşırı besin alımı, yetersiz fiziksel aktivite, kalıtım, hormonal nedenler, psikolojik sorunlar, sigarayı bırakma, alkol kullanımı gibi faktörlere bağlı olarak gelişen şişmanlık tek başına olduğu gibi komplikasyonları ile de yaşam süresini kısaltan ve yaşam kalitesini düşüren önemli bir hastalıktır.

Komplikasyonları arasında ilk akla gelenler: Kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, şeker hastalığı, bazı kanser türleri, solunum rahatsızlıkları, karaciğer yağlanması, safra kesesi hastalıkları, eklem hastalıkları, adet düzensizlikleri, kısırlık... şeklinde sıralanabilir. Çok faktörlü bir hastalık olan şişmanlığın tedavisinde faktörlerin hepsine etkiyecek bir yaklaşım gerekmektedir. Dahiliye uzmanı veya endokrinolog, diyetisyen, fizyoterapist ve psikolog ile ekip halinde tedavi edilmesi durumunda daha sağlıklı sonuçlar alınmaktadır.


Son olarak ; zayıflama programı bireysel, bireyin benimseyip, yaşam tarzı haline getirerek uygulayabileceği, yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırabilecek özellikte olmalıdır. Ayrıca obezitenin tedavisinde tek başına diyet tedavisi yeterli olmamakta, beraberinde egzersiz programı ve davranış değişikliği tedavisi de gerekmektedir.

Dukan Diyeti

Fransız beslenme uzmanı Dr. Pierre Dukan’ın geliştirdiği beslenme planı “Dukan Diyeti” olarak bilinmektedir. Bu popüler diyetinin zararlı olabileceği yönünde bazı kuşkular bulunmaktadır.

Dukan diyeti her şeyden önce “formül diyetler”den biri. Bu nedenle uzun vadede başarısız olabileceği kesin bir beslenme planı. Bilindiği gibi şişman kişilerin kilo alma nedenleri birbirinden farklıdır. Bundan ötürü kilo almaya neden olan sağlık problemini çözmez, genetik sorunları, metabolik sorunu, hormonal problemi doğru belirleyip ona uygun bir “kişisel beslenme planı” üretilmezse ismi ne olursa olsun hiçbir “formül diyet”in kalıcı bir faydası olmaz. Kimin önüne koysanız, kime uygularsanız başlangıçta mutlaka kilo verdiren ama problemi çözemedikleri için, bırakıldıkları zaman verilen kiloları hızla geri aldıran beslenme planları asla sağlıklı kilo verme yöntemi değildirler.

Dukan diyetine en önemli eleştiri ise : Bu diyetinin başlangıç döneminde – Dr.Dukan bu döneme “atak veya saldırı dönemi” adını veriyor- sadece protein ağırlıklı beslenmeye izin veriliyor. Yani yalnızca et, balık, yumurta ve yağsız süt ürünlerini hem de sınırsız miktarda yenilmesini öneriyor. Böyle “protein bombası” bir diyetin metabolizmayı hızlandırdığı, karbonhidrat alımını sıfırladığı, yağ kazanımını minimuma indirdiği için depolanmış yağları harekete geçireceğini savunuyor. bu uygulamanın kişiyi öncelikle zayıflattığı daha sonra son derece tehlikeli bir süreç olan “ketoz” hali ile baş başa bıraktığı da bilinmelidir. Ketoz hali bedenin metabolik olarak iflasa sürüklendiği bir süreçtir. Aşırı proteinli besinlerin ciddi bir kas kaybına neden olabileceğini de unutulmamalıdır. Ayrıca bu dönemde ortaya çıkan ketoz hali zaten iştahı da sıfıra indirmektedir.

Diğer taraftan bu diyetin uzun süre yapılmasında ya da sık sık tekrarlanmasında risk bulunmaktadır. Yüksek protein diyetinin koroner kalp hastalığına yakalanma riskini arttırması da olasıdır. Gut hastalığını tetikleyeceği hatta akut gut krizlerine yol açabileceği de yüksek bir ihtimaldir. Kısacası bu diyeti hiç kimsenin özellikle de sağlık sorunu olanların, bilhassa böbrek, kalp, karaciğer problemi bulunanların, elli yaşını geçenlerin, şeker hastalarının, hamilelerin uygulamamaları uzmanlar tarafından önerilmektedir. Formül veya reçete diyetler kişiyi zayıflatsa bile ya hasta ediyor ya da metabolizmanızı bozarak daha sonra yeniden ve de fazlasıyla kilo aldırıyor.

İsterseniz Siz de Bu Makalemize Puan Verebilirsiniz.

Puan: 72/100 (175 Oy verildi)

En Çok Arananlar:
Yazar: Leylekler Getirdi
Google
Üye Giriş Paneli
Kullanıcı adı : Oturumumu sürekli açık tut
Şifre :
     
 
Mail ile paylaş

 

Genel Beslenme Bilgileri
Kategorisindeki Diğer Konular
  • Yorumlar
  • Benzer konular
Sağlık Hamilelik / Gebelik
    Sosyal Ağlar
  • Bizi Google+'da bulun
Leyleklergetirdi.com içeriği bilgi nitelikli olup bir sağlık uzmanı tarafından yapılan teşhis ve tedavi yerine geçmez.
©2010- 2019 Leyleklergetirdi.com Tüm Hakları Saklıdır.

Yeni Mesaj
Alıcı:
Konu:
Mesaj:
 
Sil Onay
dd
  
Sil Onay
dd